Author Archives: incedusunceler

About incedusunceler

SÜLEYMAN ÖZEROL Emekli Öğretmen-Gazeteci 1 Kasım 1953 tarihinde Malatya Hekimhan Ballıkaya (Mezirme) köyünde doğdu. Babası Hasan, annesi Zehra’dır. İlkokulu kendi köyünde okudu. Akçadağ İlköğretmen Okulunu 1972 yılında bitirdi, Urfa ve Malatya’da çeşitli okullarda görev yaptı, 1998’de emekli oldu, aynı yılın Haziran ayında Malatya Yorum Gazetesi yazı işleri müdürlüğünü yürütmeye ve anı, öykü, makale türü haftalık yazılar yazmaya başladı. İlkokul yıllarına dayanan şiir ile ilgisi öğretmen okulunda ve mesleğinin ilk yıllarında yoğunlaşmıştır. Resim yapar, bağlama çalar ve türkü söyler. Malatya’daki bazı radyo ve televizyonlarda programlara katıldı, programlar yaptı. Halk kültürü ve edebiyatı alanında yoğunlaşan uğraşılarını derleme, araştırma ve incelemelerle zenginleştirmeyi sürdürürken panel, konferans ve benzeri etkinliklere katılmaktadır. 1988 yılından itibaren de binlerce sayfayı bulan halk kültürü ile ilgili çalışmaları, makaleleri, ölçülü ve serbest şiirlerinden bazıları çeşitli gazete ve dergilerde, kitaplarda ve Internet sitelerinde yayınlanmaktadır. Çalışmaları kültürel derleme-araştırma ve incelemeleri Arguvan-Hekimhan yöreleri ağırlıklıdır. Malatya kültürüne ve toplumsal yaşamına katkılarından dolayı Malatya Gazeteciler Derneği (MAGDER) tarafından ödüllendirilen 14 kişiden biridir. (14 Mart 2004). Folklor Araştırmaları Kurumu tarafın-dan 2005 yılında Türk Folkloruna Hizmet Ödülü’ne layık görülmüştür (24 Aralık 2005-Ankara). Tamam Hanım ile evli olup Ozan (1975) Gül (1977) ve Yazar (1983) adlarında biri kız üç çocuk babasıdır. Derleme, araştırma, program çalışmalarını, Malatya Yorum gazetesi ve Arguvan Yolu dergisi yazı işleri müdürlüğünü sürdürmekte, 2001 yılından buyana kışları Ankara’da, yazları Malatya’da (Ballıkaya) oturmaktadır. Hakkında, Sultan Kılıç tarafından “Tek Kişilik Ordu” adlı ince-leme yazısı Arguvan Yolu dergisinde; Alpaslan Karabağ tarafından ozanlık geleneği ile ilgili yapılan çalışma "Sazın ve Sözün Sultanla-rı/Yaşayan Halk Şairleri-X" (Fatma Ahsen Turan-Ayşe Oğuzhan Börekçi) adlı kitapta yer aldı. Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi, Geçmişten Günümüze Malatyalı Şairler, Hekimhan Şairleri gibi çeşitli kaynaklarda yaşamöyküsü ve çalışmalarından söz edilmiştir. Yayınlanmış Kitapları 1. Televizyonu Nasıl Buldum: Anı-Öykü, Malatya 1999 2. Arguvan Türküleri-Halkbilimsel Bir Araştırma Denemesi: Hüseyin Şahin ile birlikte-Derleme-İnceleme, İstanbul 2004 3. Dirençli Eğitimci Örgütçü Araştırmacı Hasan Nedim Şahhüseyinoğlu: H. Nedim Şahhüseyinoğlu’nun Yaşamöyküsü, Ankara 2009 4. Babamın Şiirleri: Hasan Özerol’un Şiirleri, Malatya 2009 5. Vayloğ Dede/Yaşamı ve Hakkındaki Anlatımlardan Bazıları: Ankara 2012 6. Hekimhanlı Ozan Kul Emici/Yaşamı Sanatı Şiirleri: Malatya 2013 7. Bir Deli Rüzgâr/Şemsi Belli İle İlgili Yazılar: Ankara 2015 8. Ah İle Âmânı Dağlara Saldık: Şiirler, Ankara 2015 9. Ters Site/Kalbi Sağda Atanlar: Sage Yayınları, Ankara 2016 10. Zülfukar Sezen/Yarım Yüzyılı Aşan Sanatından: Ankara 2016 10. Ters Site/Kalbi Sağda Atanlar: Ankara 2015 11. Zülfukar Sezen/Yarım Yüzyılı Aşan Sanatından: Ankara 2016 12. Babamın Askerlik Günlükleri: Ankara 2016 13. Gelmedin Leylim: Ankara 2017 14. Başkavak Köyü Derlemeleri-Araştırmaları Kitap Bütünlüğündeki Çalışmalarından Bazıları Bir Gün Uyandığında (Şiir), Yenilenen Köy Ballıkaya (Köy İnce-lemesi), Anıya Benzer (Anı-Deneme Notları), Âşık Yoksuli (Yaşamı-Sanatı), Merhaba Gülü (Metin Özer İle İlgili Yazılar), Ballıkaya Köyü ve Çevresinden Âşıklar-Şairler (Derleme), Hekimhan Müzik Kültürü, (İnceleme), Kömürhan Köprüsü Nereye Bakar? (Kültürel Yazılar), Radyo Fon Programlarım, Halk Ozanları Kültür Derneği Tarihçe Çalışması, Başkavak Köyü Derlemeleri, Gürgür Dede, Ballıkayalı Öğretmenler, Babamın Yazdıkları (Haan Özerol’un Anıları)…

Bu Yıl Kayısı Çok Ama Ortada Para Yok

Standard

BU YIL KAYISI ÇOK AMA ORTADA PARA YOK

Yusuf Özerol


Bildiğiniz üzere bu yıl bizim köyde kuru kayısı ağaçları bile meyve vermiş. Odun edilmesi için satılan kayısı ağaçları ve kayısılar meyveye durmuş hemen herkesin bahçesindeki ağaçlarda meyve var idi bu yıl. Malatya ve çevresinde de bol olunca kayısı geçen yılki fiyatının yarısına kadar ucuzladı. Oysaki günümüzde her şey pahalandığı veya durumunu koruduğu halde kayısı fiyatları nedense dibe vurdu.
Kayısı yetiştiriciliği konusunda bizim köylülerin eksiklerinin çok olduğunu bilmekteyiz. Halen kara düzen kayısı yetiştirilmekte ve hasat ta kara düzen yapılmaktadır. Buda ekonomik şartların kısıtlı olmasından kaynaklanmaktadır. Örnek olarak kendi durumumuzu ele alırsak çok eksik ve hatalarımızın olduğunu bilmemizde elbette yarar var. Plastik kasa sorunu, branda sorunu, çalışacak eleman sorunu, ilaçlama, gübreleme, sulamadan kaynaklanan yanlış uygulama ve gelişi güzel düzenlemeler hem kayısı meyvelerinin hem de ağaçların kök ve dallarının gelişme ve meyve kalitesini düşürmektedir.
Özellikle yapılan gelişi güzel budama, ilaçlama, aşılama gibi hatalar hem ağaçların ömrünü kısaltmakta hem de hasat zamanı zorluklar yaşanmasına sebebiyet vermektedir. Özellikle aşı konusunda yapılan yanlışların başında Hacıhaliloğlu markası dışındaki kayısıların bu marka iye birlikte aynı bahçede birkaç çeşit olarak bulunması hem kalite bazında hem de meyvelerin çeşitliliği yönünden islimin değerinin düşmesine sebebiyet vermektedir. Oysaki tek bir çeşit meyve aşılanmış olsa göze hoş gelen bir meyve sergisi olacak, hem de kayısı aynı zamanda islimden çıkıp sergiye serildiğinde serginin toplama zaman aralarından her seferinde başka marka kayısıların bulunduğundan bazılarının islime uygun olmadığı ve islimi de renk olarak bozduğu gözlemlenmektedir. İslim renginin kızıl, mor veya mat bir renk aldığı da görülmektedir. Bu nedenle satış sırasında sıkıntı yaşanmasına ve alıcının talebinin azalmasına ve fiyat düşürmesine neden olmaktadır. Oysaki bu tür sorunlar çok basit yöntemlerle ortadan kaldırılabilir.
Yine aynı sorunları meyvelerin çiçek sonrası ilaçlama ve üremelerinin takibinde yaşanmaktadır. Ağaçların dallarına baktığımızda meyvelerin çok sık ve ufak olduklarını görüyoruz. Aynı zamanda her ağaçta olmasa bile çoğu ağaçların gelişi güzel budandığını veya hiç budanmadığını görüyoruz. Halen 21. yüzyıl da bile ağaçlarda güneş yüzü görmeyen meyvelerin olduğu ve bu nedenlerle de meyvelerde çil olması da uygulama konusunda eksiklerin çok olduğunun bir göstergesidir. Burada yapılması gereken konu basit ve biraz itina gerektiren bir uygulamayla kökünden halledilebilir. Kayısı ağacında ortalama 4 dal bulunması gerekirken bakıyoruz 7-8 dalı olan ağaçlar var buda dalların çok olması nedeniyle meyvelerin küçük kalmasına ve alt dallardaki meyvelerin güneş görme şansının azalmasına neden olmaktadır. Güneşi alamayan meyve tabi ki yeşil ve zayıf kalmakta islime dahi girmemektedir bu nedenlerle ağaçlarımızı itinalı bir şekilde budayalım ve ilaçlayalım. Eski Atasözlerimizin ne kadar doğru olduğu da burada kendini göstermektedir. Hani derler ya, ağaç yaş iken eğilir diye… Ben de buradan sizlere bunu izah etmeye çalışacağım. Bu nedenlerle de bizlerde ağaç yetiştirirken tedbirimizi ağacı yeni diktiğimizde hangi yöne dalının gideceğini, tarlanın meyil yönünü dikilen ağacın hangi cinsten olduğunu, dikim mesafesini tarlanın analizini yaptırarak tedbirimizi almış olsaydık bu gün bu sorunların büyük çoğunluğunu yaşamamış olacaktık. Yaptığımız işe biraz itina gösterir isek daha çok kaliteli bir ürün alacağımızı bilmemizde yarar var.
Örnek 1 dönümlük bir araziye 10 ağaç yerine 15 ağaç diker isek işte o zaman 10 ağacın alacağı gıda veya su 15 ağaca paylaştığından alınacak verimde yarı yarıya düşecektir. Burada yapılması gereken en önemli husus elimizden geldiğince emeklerimizin boşuna gitmemesi için yaptığımız işlere itina göstermeliyiz, kara düzen iş yapma dönemi sona erdi bizlerde en azından yeni yöntemleri deneyerek ürünlerimizin kalitesini artırmak için uğraşlar ve arayışlar içerisinde olmalıyız. Mademki bizlerin kayısıdan başka gelirimiz hemen hemen yok olduğuna göre kayısıcılığı kara düzen değil de günümüzün şartlarına uygun bir biçimde yapmalıyız buradan sanal âlemden herkese sevgi ve saygılarımı sunuyor, köylülerimizin bol kazançlı, bereketli bir yıl geçirmesini diliyorum.
Lütfen beni yanlış anlamayın ben sadece buradan kendi kişisel görüşümü dile getirdim kendi adıma.

2 Eylül 2012

“Ballıkaya’ya Geldikçe Mutlu Oluyorum”

Standard

“BALLIKAYA’YA GELDİKÇE MUTLU OLUYORUM”

Süleyman ÖZEROL

2010 yılından buyana Hekimhan’da kaymakamlık yapan Nurettin Dayan Balıklaya köyü muhtarlığının konuğu oldu.

Pazartesi günü akşamı eşi Özlem Dayan, Güzelyurt Belediye Başkanı Ali Seydi Millioğulları ve eşi Pakize Millioğulları, İl encümen Üyesi Vali Yiğit, Hekimhan Müftüsü Durmuş Ali Çetmi, Hekimhan Ziraat Odası Başkanı Hacı Parmaksız ile birlikte Balıklaya köyüne gelen Dayan, Ballıkaya köyü ile ilgili duygu ve düşüncelerini de dile getirdi.

Muhtar Abidin Koç Kaymakama hem teşekkür etmek hem de atamasının başak yere çıkacağından dolayı uğurlamak amacıyla davet ettiklerini belirterek teşekkür etti. Üzerinde M. Seyfi Oktay Bulvarının kayalara bakan görüntüsü bulunan onurluk İsmail Koç tarafından sunuldu. Kaymakam Dayan konuşmasında, “Ballıkaya’ya geldikçe mutlu oluyorum” diyerek Ballıkaya’ya ayrılan paylardan ve muhtarın çalışmalarından söz etti. Köyde ve köy dışında bulunan Ballıkayalıların köylerini daha iyi yaşanır bir duruma getirmede çabalarının olduğunu ve bunu takdir ettiğini dile getirdi. “Çok değerli bir köy” diyen Dayan, “Onurluk almakla mutluyum, teşekkür ediyorum” dedi.

Köy halkından Ali Koç şiir okudu, Görkem Erol ve Süleyman Özerol türküler çalıp söylediler.

Atamasının büyük olasılıkla Güneydoğu bölgesine olacağını belirten dayan, “Ziyarete gelemezseniz bile yolunuz düştüğümde nerede olduğumu bilin, bekliyorum” dedi.

Kaymakam Dayan ve beraberindekiler Balıklaya halkı ile vedalaşarak ayrıldılar.

 

Kâfi Doğdu İzmir’de Geçirdiği Kalp Krizi Sonucu Yaşama Veda Etti

Standard

Kâfi Doğdu İzmir’de Geçirdiği Kalp Krizi Sonucu Yaşama Veda Etti

Süleyman ÖZEROL

Tunceliler Derneği Adana Şubesi eski başkanlarından ve köyümüz (Malatya iki Hekimhan ilçesi Ballıkaya köyü) halkından Emine Yalçın ile evli olan Tuncelili Kâfi Doğdu İzmir’de kızının evinde ziyaret amacıyla bulunduğu 16 Haziran 2012 günü gece geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Ölüm haberinin duyulmasıyla birlikte merhum Kâfi Doğdu’nun Adana’da Yurt Mahallesinde bulunan evine gelen yakınları, eş dost ve sevenleri otopsi sonucu Adana’ya getirilecek olan cenazenin gelmesini beklediler. Pazartesi günü gece geç saatlerde gelen cenaze 100. Yıl Mahallesinde bulunan Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı Cem Evi morguna kaldırıldı. Cenaze 19 Haziran 2012 günü 2012 günü saat 9.30 da cem evinde düzenlenen cenaze töreninden sonra Kabasakal mezarlığına götürüldü, saat 11.00 sıralarında defnedildi.

1948 doğumlu (Nüfusta 1950) olan Kâfi Doğdu’nun Özlem adlı kızı, Rıza adlı oğlu bulunmaktadır.

Yıllardır Ballıkaya halkı ile birlikte olan, aynı zamanda Adana’da da bu iletişimini sürdüren değerli arkadaşımız Kâfi Doğdu’ya Allah rahmet eylesin diyor, eşi, çocukları, yakınları ve arkadaşlarına başsağlığı diliyorum.

Şakirpaşa Birleşim Cem Evi Kültür Eğitim ve Yardımlaşma Derneğinden Şah İbrahim Veli Ocağına Ziyaret ve Bir Aşık

Standard

Şakirpaşa Birleşim Cem Evi Kültür Eğitim ve Yardımlaşma Derneğinden Şah İbrahim Veli Ocağına Ziyaret ve Bir Aşık

Süleyman ÖZEROL

Hüseyin Çakır yıllardır Adana’da yaşayan köylülerimizden biri. Yirmi gün kadar önce köye geldiğinde Adana’dan bir cem evinden bir grubun köyümüzü ziyaret edeceğini, kurban keserek cem yapacaklarını söylemişti. Birkaç gün önce de 23 Haziran günü geleceklerini söyledi. 23 Haziran Cumartesi günü öğleden sonra büyük bir otobüs ve otomobillerle altmışa yakın kişi geldi. Şakirpaşa Birleşim Cem Evi Kültür Eğitim ve Yardımlaşma Derneği önderliğinde düzenlenen gezide gelenler arasında Varto, Hınıs, Malatya, Aksaray, Elazığ, Sivas, Tunceli ilerlinden kişiler vardı. Önce Malatya’da atabey köyünde Bulunan İmam Zeynel Abidin türbesini, sonra Fethiye tencide bulunan Kızıldeli türbesini ziyaret etmişler, sonra da Ballıkaya’da bulunan Vayloğ dede türbesi ve Karadirek Dergâhını ziyaret etmek istemişler.

Dernek Başkanı Niyazi Akmut (Vartolu)’tan edindiğimiz bilgiye göre Ballıkaya’ya gelmelerinde derneklerinde ve dernek yönetiminde bulunan Malatyalıların etkisi olmuş.

Öğleden sonra gelen ziyaretçiler önce Vayloğ Dede ve Divana Abidin Dedenin mezarlarının bulunduğu Vayloğ Dede türbesini ziyaret ettiler. Kurbanlarını orada kesip, dedelerin bağlı olduğu Şah İbrahim Veli Ocağı Karadirek’te de lokmalarını pişirip sundular. Yemek sırasında Başkavak Köyü muhtarı Hasan Takmaz Yükselir Başkavak tarihçesi ile ilgili bilgi, istedi. Şenlik yapacaklarmış. Beni de davet edeceğini belirtti.
Karadirek yazlık yemekhanesinde kurbanlarının yenilmesinden sonra Karadirek Cem Kültür Evinde cem yapıldı. Karadirek Cem Külyğür Evinden Ali Yalçın, Şakirpaşa Birleşim Cem Evi dedeleri Hasan Akgöz (Erzurum Hınıs, Kureyşan Ocağından) ve Veli Akgöz’ün (Erzurum Hınıs, Kureyşan Ocağından) dedeliği ile yürütülen cemde Varto İskender Köyünden ve Kureyşan ocağından Murat Düzgüner, Şarkışla İğdecik Köyünden, Kızıldeli Ocağından Cevat Bilgilioğlu ve Aşık Turabi (Turabi Kaya, Elazığ Karakoçan, Akbualk köyünden) zakirlik yaptılar.
Cem öncesinde Başkan Niyazi Akmut ziyaretlerini amacı, cem sonrasında Süleyman Özerol Karadirek Dergâhı ile ilgili kısa bilgiler verdiler. Gelenleri Ballıkayalılar evlerinde konuk olarak ağırladılar, bazıları ise Karadirek’ye yattılar.
Sabah kahvaltısından sonra Karadirek yazlık yemekhanesinde yeniden bir araya gelen ziyaretçiler âşıkların-zakirlerin deyiş ve türkülerini dinlediler, sohbet ettiler, bilgi alışverişinde bulundular, iletişim kurmaya çalıştılar.
Âşık Turabi Kaya’nın yaşamöyküsünü derledim, şiirlerini kitap olarak bastırılmasına da isterse yardımcı olabileceğimi belirttim. .

Aşık Turabi KAYA

1955 yılında Elazığ ilinin Karakoçan ilçesinin Akbulak köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokul ve liseyi Karakoçan ve Adana’da okudu. Yüksek öğrenimini yarıda bıraktı. Askerliğini 1976-77 yıllarında Kıbrıs’ta yaptı. Bir süre çeşitli işlerde çalıştı, aynı yıl Çukurova Üniversitesinde işe başladı. 1979 yılında evlendi. 2004 yılında buradan emekli oldu. Üç çocuk sahibi olup Adana’da yaşamını sürdürüyor.
Emeklilikten sonra şiir yazmaya başladı. Şiirlerini Âşık Kederi’ye göstererek ondan yardım istedi. O da hem şiirlerinin hem de bağlama çalmasının gelişmesinde yardımcı oldu ve etkinliklere katılmasını sağladı. Cem evinde zakirlik yapmasının yanında çeşitli etkinliklere, radyo, televizyon programlarına da katılıyor.
Kültür Bakanlığında halk ozanı olarak kayıtlı olup şiirlerinde Turabi, Âşık Turabi mahlaslarını kullanıyor. Şiirlerinde tasavvuf ve toplumsal içerikli konulara yer veriyor. Şiirlerinden bazıları yerel gazetelerde yayınlandı. 200 kadar şiiri olduğunu, bunarlı bir kitap olarak yayınlamak istediğini belirtiyor.

GAMZE İLE BALLIKAYA KAYALARI VE MAĞARALARINA GEZİ

Standard

GAMZE İLE BALLIKAYA KAYALARI VE MAĞARALARINA GEZİ

Süleyman ÖZEROL

11 Mayıs 2012

Kahvaltı hazırlanırken bir bölüm notlarımı bilgisayara geçtim. Yemekten sonra yazmayı sürdürürken Güllü Çelik ev Zeynep Yılmaz annemden dolayı başsağlığına geldiler. Onlarla epey sohbet ettim, gittiler, yeniden yazmayı sürdürdüm, kapak çalışmaları yaptım. Dün Mustafa Çelik’in Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji Bölümünde okuyan Kızı Gamze, kayaları ve mağaraları benimle birlikte gezmek istediğini söylemişti. Saat 14.00’e yaklaşırken Gamze’yi aradım, on dakikaya kadar hazırlanacağını söyledi. Üzerimi değiştim, yiyecekler hazırladım ve çıktım, parkın köşesini dönünce Gamze ile karşılaştım. Fanı Mahmutların bahçeden geçip yokuşu tırmandık. Hava nemli ve sıcaktı, ikimiz de rahatsızdık. Dinlenerek, sohbet ederek, köy ve kayalar hakkında konuşarak çıktık yokuşu. Bir saatten fazla zaman olmuştu İki Ağızlı mağarasına yaklaştığımızda. Kenger ve ışkın bulup yedik. Tek papatyanın, İki Ağızlının ve köyün uzaktan fotoğraflarını çektik.

İki ağızlıya iyice yaklaştığımızda tilki -ya da vaşak olabilir-bir hayvan leşi ile karşılaştık. Bozulmuştu biçimi, kurumuştu. Mağaranın sol alt yanı (batı) çayırlıktı. Çayırlığın kayalardan yanda bir dağ keçisi kafatası vardı, böcekler üşüşmüştü, hafiften kokusu da vardı. Yakın zamanda öldüğü ya da öldürüldüğü belli oluyordu bundan. Yeniden köye baktık, “Tavuksuz köy mü olurmuş?” dedi Gamze. Kemal Unakıtan zamanındaki tavuk gribi olayından beri köyde tavuk olmadığını anlattım, diğer hayvanlardan da söz ettim.

Mağaraya vardık, biraz inceledik, konuştuk, fotoğraf çektik. Oturup yiyeceklerimizi çıkardık. Beyaz peynir, helva, domates, biber, üzümlü sultan kurabiyesi, ekmek, su ve tuz… Gamze’ye suyu içmesini, gidip yukarıdan su getireceğimi söyledim, suyu içti, ben de yukarı tırmandım. Yukarıda damla su yoktu! Her zaman temmuz ayında içtiğimiz su 11 Mayıs’ta kupkuru idi. Aşağı indim, yemeğimizi yedik, yola koyulduk.

Zaman ilerlediğinden Geyik Mağarasına uğramadan Kurşaklı Kayasının ve Ballıkaya’nın dibinden geçtik. Fotoğraf çektik, kayalar hakkında konuştuk. Ballıkaya’nın doğu yanında kayadan (Yarık Kaya) su akıyordu, burada durduk su içtik. Gamze’nin gezi ve gezi yeri hakkındaki düşüncelerini buranın görüntüsü ile videoya kaydettim.

Büyük Mağaraya ulaşınca farklı bir görünüm ile karşılaşmanın sevinci vardı Gamze’nin yüzünde. Büyük Mağara ile ilgili bazı konulara değindi. Buranın bir dinsel uygulama yeri olduğunu söyledi. Büyük Mağara ve hemen yanındaki Barık’ın fotoğraflarını çektik. Büyük Mağara ile ilgili görüşlerini sonra yazacak. Yazdığı zaman sizlerle paylaşmak istiyorum.

Havuzun başına doğru inerken Gamze bir yılan gördüğünü, gri ve uzunca olduğunu, taşın altına girdiğini söyledi. Meşelerin arasından geçerek havuzun başına geldik, yiyeceklerimizden kalanlarının bir bölümünü daha yedik, su içtik. Hava da durmadan yağışa doğru değişim gösteriyordu. Gök gürlüyor, şimşek çakıyor, Malatya’dan Elazığ’a doğru uzanan yağmur yağışı görünüyordu.

Mustafa (Gamze’nin babası) aradı, “Hüseyin Başaran’a uğrayın, bir şeyler verecekmiş” dedi. Yola doğru inerken birkaç damla yağmur atsa da Elazığ yönünden dönen yağmur akını Hekimhan tarafına gitti. Köye girdiğimizde sat 19.00 olmuştu. Yani 14.00 sıralarında başlayan yolculuğumuz-gezimiz beş saat kadar sürmüştü.

Hüseyin Başaran evde yoktu, Zöhre Bacı ve Zeynel Yıldırım vardı. Gamze fosillerin fotoğraflarını çekti. Oradan bizim eve gedik, kapalıydı, hanım evde değildi, Gamzelere gittik yağmur atıştırırken. Babaannesi evdeydi. Doktora götürmüşler, ilaç vermiş doktor yatıyordu. Hüseyin Başaran’ın getirdiği fosillere baktık. Bir süre sonra çay içerken annesi, babası halası geldiler. Babamın yanına gitmişler başsağlığı için. Epey konulardan söz ettik…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bizim Havalar

Standard

BİZİM HAVALAR

Süleyman ÖZEROL

Bizim türkülerimize

Arguvan havası derler

Bu türküleri bilenler

İçten söylerler

11 Haziran 1981’de Siverek’te “Bizim Havalar”ı bu dörtlükle başlatmıştım. 1962 yılında Arguvan’ın Asmaca köyünde “Karamık dalını atmış kenara” türküsünü Ali Rıza Aslandoğan’ın sesinden plaktan dinlerken taşıdığım duygular da aynıydı.

1983 yılında yazmaya başladığım “Anıya Benzer” anı-deneme notlarımın bir yerinde, “Nasıl sevmem halk şiirini? Çocukluğumun dokusunda halk şiiri var” demişim. Bu belirlememde, elbette ki kış geceleri evlerde toplanılıp okunan halk öykülerinin, cemlerde okunan deyiş-dürazimamların, düğünlerde ve özel eğlentilerde okunan türkülerin, okuduğum kitapların büyük etkisi vardı.

Türkülere ve söyleyenlere karşı özel bir ilgim oldu hep. Nerede olursam olayıp, bir türkü duysam kulak kesilirim hemen. Ne söyleniyor?.. Kim söylüyor? Sonra, evet sonra?.. Şemsi Belli’nin deyimiyle “Diken diken olur etim…” İçim titrer, dikleşir saçlarım. Bir sarhoşluk kaplar içimi, türküler beni alıp götürür. Nereye mi? Türkülerin gittiği yere…

Ne demişti Şemsi Belli?

Bir türküyle uyanırım gün atmadan

Diken diken olur etim

Alaca türkülerin karanlığında

Bir gelin mumu memleketim

Haaa!.. Memleketim mi?..

Bir gün yolun buralara düşerse

Bak yukarıdaki sıra kayalara

Bul aralarında en büyüğünü

İşte o koca kara kaya

Köyümüze adını veren Ballıkaya

Eskiden Mezirme derlerdi, şimdi Ballıkaya köyümüzün adı.Arguvan Hekimhan-Sivas üçgeninde kültürel bir merkez olan Ballıkaya’nın yerel müzik eğilimi Arguvan-Hekimhan-Çamşıhı havalarından yanadır. Ancak, Arguvan havaları ağırlık taşımaktadır. Deyiş-düvazimamlar konusunda ise Aşık Yusuf BAŞARAN (1900-1994), İmam ŞAHİN (1333-1968) ve Mustafa BAŞARAN bilinen ünlülerdir. Ruhi Su, “Semahlar” uzunçalarındaki semahların büyük bölümünü Ballıkaya’dan derlemiştir.

Kendi köyümü tanıtmayı amaçladığım “Yenilenen Köy Ballıkaya” adlı çalışmamda Arguvan havalarından da söz etmiş ve örnekler vermiştim. Oldukça ilgi çekmişti. 1989 yılında bu alandaki eski kasetleri yazıya dökmekle işe başladım. Araştırmacı-Yazar Ahmet Şentürk, “Beş-on yıl sonra bunların değeri anlaşılır” demişti.

Derken 1993 yılında Antropolog-Araştırmacı Hüseyin Şahin ile birlikte çalışmaya başladık. Türküleri halkbilimsel yönden inceleyerek çalışmalarımızı yoğunlaştırdık. “Bizim havalar”ı sağlıklı bir biçimde okuyucuya ulaştırmak amacımız gerçekleştiğinde alanında bir iki gerçekleştireceğimize, yöremizde ve ülkemizde büyük bir boşluğu dolduracağımıza inanıyoruz.

(Malatya Yorum Gazetesi, 2002)