Author Archives: incedusunceler

About incedusunceler

Emekli Öğretmen-Gazeteci

Kâfi Doğdu İzmir’de Geçirdiği Kalp Krizi Sonucu Yaşama Veda Etti

Standart

Kâfi Doğdu İzmir’de Geçirdiği Kalp Krizi Sonucu Yaşama Veda Etti

Süleyman ÖZEROL

Tunceliler Derneği Adana Şubesi eski başkanlarından ve köyümüz (Malatya iki Hekimhan ilçesi Ballıkaya köyü) halkından Emine Yalçın ile evli olan Tuncelili Kâfi Doğdu İzmir’de kızının evinde ziyaret amacıyla bulunduğu 16 Haziran 2012 günü gece geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. Ölüm haberinin duyulmasıyla birlikte merhum Kâfi Doğdu’nun Adana’da Yurt Mahallesinde bulunan evine gelen yakınları, eş dost ve sevenleri otopsi sonucu Adana’ya getirilecek olan cenazenin gelmesini beklediler. Pazartesi günü gece geç saatlerde gelen cenaze 100. Yıl Mahallesinde bulunan Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı Cem Evi morguna kaldırıldı. Cenaze 19 Haziran 2012 günü 2012 günü saat 9.30 da cem evinde düzenlenen cenaze töreninden sonra Kabasakal mezarlığına götürüldü, saat 11.00 sıralarında defnedildi.

1948 doğumlu (Nüfusta 1950) olan Kâfi Doğdu’nun Özlem adlı kızı, Rıza adlı oğlu bulunmaktadır.

Yıllardır Ballıkaya halkı ile birlikte olan, aynı zamanda Adana’da da bu iletişimini sürdüren değerli arkadaşımız Kâfi Doğdu’ya Allah rahmet eylesin diyor, eşi, çocukları, yakınları ve arkadaşlarına başsağlığı diliyorum.

Şakirpaşa Birleşim Cem Evi Kültür Eğitim ve Yardımlaşma Derneğinden Şah İbrahim Veli Ocağına Ziyaret ve Bir Aşık

Standart

Şakirpaşa Birleşim Cem Evi Kültür Eğitim ve Yardımlaşma Derneğinden Şah İbrahim Veli Ocağına Ziyaret ve Bir Aşık

Süleyman ÖZEROL

Hüseyin Çakır yıllardır Adana’da yaşayan köylülerimizden biri. Yirmi gün kadar önce köye geldiğinde Adana’dan bir cem evinden bir grubun köyümüzü ziyaret edeceğini, kurban keserek cem yapacaklarını söylemişti. Birkaç gün önce de 23 Haziran günü geleceklerini söyledi. 23 Haziran Cumartesi günü öğleden sonra büyük bir otobüs ve otomobillerle altmışa yakın kişi geldi. Şakirpaşa Birleşim Cem Evi Kültür Eğitim ve Yardımlaşma Derneği önderliğinde düzenlenen gezide gelenler arasında Varto, Hınıs, Malatya, Aksaray, Elazığ, Sivas, Tunceli ilerlinden kişiler vardı. Önce Malatya’da atabey köyünde Bulunan İmam Zeynel Abidin türbesini, sonra Fethiye tencide bulunan Kızıldeli türbesini ziyaret etmişler, sonra da Ballıkaya’da bulunan Vayloğ dede türbesi ve Karadirek Dergâhını ziyaret etmek istemişler.

Dernek Başkanı Niyazi Akmut (Vartolu)’tan edindiğimiz bilgiye göre Ballıkaya’ya gelmelerinde derneklerinde ve dernek yönetiminde bulunan Malatyalıların etkisi olmuş.

Öğleden sonra gelen ziyaretçiler önce Vayloğ Dede ve Divana Abidin Dedenin mezarlarının bulunduğu Vayloğ Dede türbesini ziyaret ettiler. Kurbanlarını orada kesip, dedelerin bağlı olduğu Şah İbrahim Veli Ocağı Karadirek’te de lokmalarını pişirip sundular. Yemek sırasında Başkavak Köyü muhtarı Hasan Takmaz Yükselir Başkavak tarihçesi ile ilgili bilgi, istedi. Şenlik yapacaklarmış. Beni de davet edeceğini belirtti.
Karadirek yazlık yemekhanesinde kurbanlarının yenilmesinden sonra Karadirek Cem Kültür Evinde cem yapıldı. Karadirek Cem Külyğür Evinden Ali Yalçın, Şakirpaşa Birleşim Cem Evi dedeleri Hasan Akgöz (Erzurum Hınıs, Kureyşan Ocağından) ve Veli Akgöz’ün (Erzurum Hınıs, Kureyşan Ocağından) dedeliği ile yürütülen cemde Varto İskender Köyünden ve Kureyşan ocağından Murat Düzgüner, Şarkışla İğdecik Köyünden, Kızıldeli Ocağından Cevat Bilgilioğlu ve Aşık Turabi (Turabi Kaya, Elazığ Karakoçan, Akbualk köyünden) zakirlik yaptılar.
Cem öncesinde Başkan Niyazi Akmut ziyaretlerini amacı, cem sonrasında Süleyman Özerol Karadirek Dergâhı ile ilgili kısa bilgiler verdiler. Gelenleri Ballıkayalılar evlerinde konuk olarak ağırladılar, bazıları ise Karadirek’ye yattılar.
Sabah kahvaltısından sonra Karadirek yazlık yemekhanesinde yeniden bir araya gelen ziyaretçiler âşıkların-zakirlerin deyiş ve türkülerini dinlediler, sohbet ettiler, bilgi alışverişinde bulundular, iletişim kurmaya çalıştılar.
Âşık Turabi Kaya’nın yaşamöyküsünü derledim, şiirlerini kitap olarak bastırılmasına da isterse yardımcı olabileceğimi belirttim. .

Aşık Turabi KAYA

1955 yılında Elazığ ilinin Karakoçan ilçesinin Akbulak köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokul ve liseyi Karakoçan ve Adana’da okudu. Yüksek öğrenimini yarıda bıraktı. Askerliğini 1976-77 yıllarında Kıbrıs’ta yaptı. Bir süre çeşitli işlerde çalıştı, aynı yıl Çukurova Üniversitesinde işe başladı. 1979 yılında evlendi. 2004 yılında buradan emekli oldu. Üç çocuk sahibi olup Adana’da yaşamını sürdürüyor.
Emeklilikten sonra şiir yazmaya başladı. Şiirlerini Âşık Kederi’ye göstererek ondan yardım istedi. O da hem şiirlerinin hem de bağlama çalmasının gelişmesinde yardımcı oldu ve etkinliklere katılmasını sağladı. Cem evinde zakirlik yapmasının yanında çeşitli etkinliklere, radyo, televizyon programlarına da katılıyor.
Kültür Bakanlığında halk ozanı olarak kayıtlı olup şiirlerinde Turabi, Âşık Turabi mahlaslarını kullanıyor. Şiirlerinde tasavvuf ve toplumsal içerikli konulara yer veriyor. Şiirlerinden bazıları yerel gazetelerde yayınlandı. 200 kadar şiiri olduğunu, bunarlı bir kitap olarak yayınlamak istediğini belirtiyor.

GAMZE İLE BALLIKAYA KAYALARI VE MAĞARALARINA GEZİ

Standart

GAMZE İLE BALLIKAYA KAYALARI VE MAĞARALARINA GEZİ

 Süleyman ÖZEROL

11 Mayıs 2012

Kahvaltı hazırlanırken bir bölüm notlarımı bilgisayara geçtim. Yemekten sonra yazmayı sürdürürken Güllü Çelik ev Zeynep Yılmaz annemden dolayı başsağlığına geldiler. Onlarla epey sohbet ettim, gittiler, yeniden yazmayı sürdürdüm, kapak çalışmaları yaptım. Dün Mustafa Çelik’in Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji Bölümünde okuyan Kızı Gamze, kayaları ve mağaraları benimle birlikte gezmek istediğini söylemişti. Saat 14.00’e yaklaşırken Gamze’yi aradım, on dakikaya kadar hazırlanacağını söyledi. Üzerimi değiştim, yiyecekler hazırladım ve çıktım, parkın köşesini dönünce Gamze ile karşılaştım. Fanı Mahmutların bahçeden geçip yokuşu tırmandık. Hava nemli ve sıcaktı, ikimiz de rahatsızdık. Dinlenerek, sohbet ederek, köy ve kayalar hakkında konuşarak çıktık yokuşu. Bir saatten fazla zaman olmuştu İki Ağızlı mağarasına yaklaştığımızda. Kenger ve ışkın bulup yedik. Tek papatyanın, İki Ağızlının ve köyün uzaktan fotoğraflarını çektik.

İki ağızlıya iyice yaklaştığımızda tilki -ya da vaşak olabilir-bir hayvan leşi ile karşılaştık. Bozulmuştu biçimi, kurumuştu. Mağaranın sol alt yanı (batı) çayırlıktı. Çayırlığın kayalardan yanda bir dağ keçisi kafatası vardı, böcekler üşüşmüştü, hafiften kokusu da vardı. Yakın zamanda öldüğü ya da öldürüldüğü belli oluyordu bundan. Yeniden köye baktık, “Tavuksuz köy mü olurmuş?” dedi Gamze. Kemal Unakıtan zamanındaki tavuk gribi olayından beri köyde tavuk olmadığını anlattım, diğer hayvanlardan da söz ettim.

Mağaraya vardık, biraz inceledik, konuştuk, fotoğraf çektik. Oturup yiyeceklerimizi çıkardık. Beyaz peynir, helva, domates, biber, üzümlü sultan kurabiyesi, ekmek, su ve tuz… Gamze’ye suyu içmesini, gidip yukarıdan su getireceğimi söyledim, suyu içti, ben de yukarı tırmandım. Yukarıda damla su yoktu! Her zaman temmuz ayında içtiğimiz su 11 Mayıs’ta kupkuru idi. Aşağı indim, yemeğimizi yedik, yola koyulduk.

Zaman ilerlediğinden Geyik Mağarasına uğramadan Kurşaklı Kayasının ve Ballıkaya’nın dibinden geçtik. Fotoğraf çektik, kayalar hakkında konuştuk. Ballıkaya’nın doğu yanında kayadan (Yarık Kaya) su akıyordu, burada durduk su içtik. Gamze’nin gezi ve gezi yeri hakkındaki düşüncelerini buranın görüntüsü ile videoya kaydettim.

Büyük Mağaraya ulaşınca farklı bir görünüm ile karşılaşmanın sevinci vardı Gamze’nin yüzünde. Büyük Mağara ile ilgili bazı konulara değindi. Buranın bir dinsel uygulama yeri olduğunu söyledi. Büyük Mağara ve hemen yanındaki Barık’ın fotoğraflarını çektik. Büyük Mağara ile ilgili görüşlerini sonra yazacak. Yazdığı zaman sizlerle paylaşmak istiyorum.

Havuzun başına doğru inerken Gamze bir yılan gördüğünü, gri ve uzunca olduğunu, taşın altına girdiğini söyledi. Meşelerin arasından geçerek havuzun başına geldik, yiyeceklerimizden kalanlarının bir bölümünü daha yedik, su içtik. Hava da durmadan yağışa doğru değişim gösteriyordu. Gök gürlüyor, şimşek çakıyor, Malatya’dan Elazığ’a doğru uzanan yağmur yağışı görünüyordu.

Mustafa (Gamze’nin babası) aradı, “Hüseyin Başaran’a uğrayın, bir şeyler verecekmiş” dedi. Yola doğru inerken birkaç damla yağmur atsa da Elazığ yönünden dönen yağmur akını Hekimhan tarafına gitti. Köye girdiğimizde sat 19.00 olmuştu. Yani 14.00 sıralarında başlayan yolculuğumuz-gezimiz beş saat kadar sürmüştü.

Hüseyin Başaran evde yoktu, Zöhre Bacı ve Zeynel Yıldırım vardı. Gamze fosillerin fotoğraflarını çekti. Oradan bizim eve gedik, kapalıydı, hanım evde değildi, Gamzelere gittik yağmur atıştırırken. Babaannesi evdeydi. Doktora götürmüşler, ilaç vermiş doktor yatıyordu. Hüseyin Başaran’ın getirdiği fosillere baktık. Bir süre sonra çay içerken annesi, babası halası geldiler. Babamın yanına gitmişler başsağlığı için. Epey konulardan söz ettik…

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bizim Havalar

Standart

BİZİM HAVALAR

Süleyman ÖZEROL

Bizim türkülerimize

Arguvan havası derler

Bu türküleri bilenler

İçten söylerler

11 Haziran 1981’de Siverek’te “Bizim Havalar”ı bu dörtlükle başlatmıştım. 1962 yılında Arguvan’ın Asmaca köyünde “Karamık dalını atmış kenara” türküsünü Ali Rıza Aslandoğan’ın sesinden plaktan dinlerken taşıdığım duygular da aynıydı.

1983 yılında yazmaya başladığım “Anıya Benzer” anı-deneme notlarımın bir yerinde, “Nasıl sevmem halk şiirini? Çocukluğumun dokusunda halk şiiri var” demişim. Bu belirlememde, elbette ki kış geceleri evlerde toplanılıp okunan halk öykülerinin, cemlerde okunan deyiş-dürazimamların, düğünlerde ve özel eğlentilerde okunan türkülerin, okuduğum kitapların büyük etkisi vardı.

Türkülere ve söyleyenlere karşı özel bir ilgim oldu hep. Nerede olursam olayıp, bir türkü duysam kulak kesilirim hemen. Ne söyleniyor?.. Kim söylüyor? Sonra, evet sonra?.. Şemsi Belli’nin deyimiyle “Diken diken olur etim…” İçim titrer, dikleşir saçlarım. Bir sarhoşluk kaplar içimi, türküler beni alıp götürür. Nereye mi? Türkülerin gittiği yere…

Ne demişti Şemsi Belli?

Bir türküyle uyanırım gün atmadan

Diken diken olur etim

Alaca türkülerin karanlığında

Bir gelin mumu memleketim

Haaa!.. Memleketim mi?..

Bir gün yolun buralara düşerse

Bak yukarıdaki sıra kayalara

Bul aralarında en büyüğünü

İşte o koca kara kaya

Köyümüze adını veren Ballıkaya

Eskiden Mezirme derlerdi, şimdi Ballıkaya köyümüzün adı.Arguvan Hekimhan-Sivas üçgeninde kültürel bir merkez olan Ballıkaya’nın yerel müzik eğilimi Arguvan-Hekimhan-Çamşıhı havalarından yanadır. Ancak, Arguvan havaları ağırlık taşımaktadır. Deyiş-düvazimamlar konusunda ise Aşık Yusuf BAŞARAN (1900-1994), İmam ŞAHİN (1333-1968) ve Mustafa BAŞARAN bilinen ünlülerdir. Ruhi Su, “Semahlar” uzunçalarındaki semahların büyük bölümünü Ballıkaya’dan derlemiştir.

Kendi köyümü tanıtmayı amaçladığım “Yenilenen Köy Ballıkaya” adlı çalışmamda Arguvan havalarından da söz etmiş ve örnekler vermiştim. Oldukça ilgi çekmişti. 1989 yılında bu alandaki eski kasetleri yazıya dökmekle işe başladım. Araştırmacı-Yazar Ahmet Şentürk, “Beş-on yıl sonra bunların değeri anlaşılır” demişti.

Derken 1993 yılında Antropolog-Araştırmacı Hüseyin Şahin ile birlikte çalışmaya başladık. Türküleri halkbilimsel yönden inceleyerek çalışmalarımızı yoğunlaştırdık. “Bizim havalar”ı sağlıklı bir biçimde okuyucuya ulaştırmak amacımız gerçekleştiğinde alanında bir iki gerçekleştireceğimize, yöremizde ve ülkemizde büyük bir boşluğu dolduracağımıza inanıyoruz.

(Malatya Yorum Gazetesi, 2002)

Mehmet Seyfi OKTAY (Adalet Eski Bakanı)/Yaşamöyküsü

Standart

Mehmet Seyfi OKTAY

(ADALET ESKİ BAKANI)/

YAŞAMÖYKÜSÜ

Köyümüzden yetişen bir değer olarak, 7 Mart 2012 günü Sayın Seyfi Oktay ile görüşmemizde anlatımından yaşamöyküsü hazırlanmış, bu  derlemeden kendisi tarafından özetlenmiştir. Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum.

Süleyman ÖZEROL

 M. Seyfi Oktay/Kendi Kaleminden Yaşamöyküsü

*

1934 yılında Malatya ili Hekimhan ilçesi Ballıkaya (Mezirme) köyünde doğdum. İlkokulu Sivas’ta ve köyümde tamamladım. Ortaokul 1 ve 2. sınıfları Sarıkamış Ortaokulunda okudum. Burada Devlet parasız yatılı sınavlarını kazanmam sonucunda ortaokul son sınıfı Bilecik ortaokulunda; liseyi de İstanbul Haydarpaşa Lisesinde parasız yatılı olarak okudum. Daha sonra Ankara Hukuk Fakültesini bitirerek Ankara Barosuna kayıtlı avukatlık yapmaya başladım.
.
Askerlik görevimi yedek subay olarak Erzurum’un Oltu ilçesinde tamamladım.
.
Öğrenciliğim döneminde Ankara’da Cumhuriyet Halk Partisi gençlik kolu başkanlığına seçildim. Ankara belediye meclis üyeliği, daimi encümen üyeliği ve belediye meclisinin grup başkan vekilliğine seçildim.
1983 seçimlerinde Ankara milletvekili olarak parlamentoya girdim. 117 milletvekilliğinden oluşan Halkçı Parti grup başkan vekilliğine her yıl seçilerek 4 yıl grup başkan vekilliğini sürdürdüm. 1987-1991 yılları arasında partimin meclis grubunun ve genel merkezinin hukuk işlerini yönettim.
.
1991 yılında rekor düzeyde tercih oyuyla yeniden Ankara milletvekili seçilerek parlamentoya girdim. Önce partimin grup başkan vekilliğine yeniden seçildikten sonra, daha sonra o yıl kurulan 49. Cumhuriyet Hükümetinde ve daha sonra 50. Hükümette iki defa üst üste Adalet Bakanlığı görevine atandım. Bakanlığım döneminde Cumhuriyetimizin kurulduğu ilk yıllarda gerçekleştirilen büyük devrimden sonra en kapsamlı demokratik dönüşüm projesini gerçekleştirdim. Özellikle benim “CMUK Seyfi” adlandırılmama neden olan çok önemli ve anlamlı bir devrim yasası olaraktarihe mal olan “Ceza Muhakemeleri Usul Kanunu”nun çıkarılmasını sağladım.
.
1994 yılında partimiz genel başkanının milletvekili olmadığı dönemde partimin TBMM grupbaşkanlığına seçildim, bu görevi bir yıl sürdürdüm.
.
1995 yılı seçimlerinde yeniden Ankara milletvekili olarak parlamentoya girdim. Milletvekilliğim döneminden sonra çeşitli toplumsal faaliyetlere katıldım. Türkiye’de ve Avrupa’nın birçok ülkelerinde davet edilerek gittiğim panel ve toplantılarda demokrasi konulu konferanslar verdim.
.
Halen CHP’nin üyesiyim.
***************************************************
FOTOĞRAFLAR;  Sayfa fotoğrafı internetten alınmıştır. * Son fotoğraf 1998 yılında Milletvekili Ayhan Fırat ile Kaymakam Kemal Adil’in gelişinde tarafımdan çekildi. * Diğer fotoğraflar 1991 yılında Erdal İnönü’nün gelişinde tarafımdan çekildi ve bazıları ilk kez yayınlanmaktadır.